30 Ağustos 2011 Salı

İçime dokundu ya bu bayram..

Bayramınız mübarek olsun. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden.. Sevgilerimle..
Ya ben gerçekten eski çocukluk günlerime dönmek istiyorum yaa.. Tek derdimin babamın cebinden çaldıgım paralarla yakalanmamak olmasını istiyorum. Para çalmak demişken, bi itirafta buluncam. Kendime bile söylemekten utandıgım bi itiraf.. Küçükken iki katlı bi evimiz vardı. Hala var da belediye sagolsun, arsamızı elimizden alıp başka yere taşımış, ev başka yerde, arsa başka bi yerde, biz arsayı sattık ama ev hala bizim, ama evin arsası başkasına ait falan, böyle saçma salak bi durum mevcut. Herneyse, işte iki katlı evimiz vardı ve alt katımızda kiracı oturuyordu, sanırım kadının kocası polisti, bi tane de bebeleri vardı. Ben hep bunlara gider, bebeyle oynardım. Kendim çok büyükmüşüm gibi, bebek sevmeye gidiyordum yani.. İşte ben onlardan para çaldım ya bi kaç kere, hala aklıma geldikçe utanıyorum.. Bayramla ne alaka bende bilmiyorum ama bayram diyince eski günlere gidip, utançlarımı da hatırlamak zorunda kaldım. Parayı da gidip harcamazdım ha, cüzdanda saklardım. Babamdan da bi kere çarpmıştım, hep beraber cüzdanımda kardeş kardeş duruyorlardı ve birgün annem buldu paraları, ama nasıl bagırıyor, "seeeennn neerrrdeeennn bullduuunnn buu paraalaaarııııııı" diye pöykürüyor üstüme üstüme. En uygununun babamın cebinden aldıgımı söylemek oldugunu düşünerek, hepsini babamın cebinden arakladıgımı söyledim. Böylece daha az paparayla yırttım. Halen söylemedim anneme, sanırım bunu itiraf etmeliyim artık. Çocuktum diyerek geçiştiremiyorum da, oturmuş içime iyice.
İçime oturan bi de teyzemin bana iftira atması var. Geçen gün anneme anlattım onu. Unutamıyorum, mıhlanmış beynime. Çocuk diyip geçmemek lazım aslında, o zaman olan şeyler daha çok akılda kalıyor inan. Annem, teyzem, kuzenim ve ben oturmuştuk, konuşuyor bunlar, konuşurken teyzem ayıptır söylemesi, pırtlattı.. Ama nasıl gülüyor bana bakarak. Ben yapmadım diyorum ama herkes gülüyor, gülücükler sarıyor etrafımı falan ben bagırıyorum, bagırışımda boguluyorum "bennn yapmaadııgggghhmm", teyzemse torunundan bahsederek "bizim bilmemney de böyle yapar, sonra ben yapmadım, annaanem yaptı derr" Herkes tabi ona inandı, pırtlama benim üstüme kaldı. Geçen gün oturdum anlattım anneme, ben yapmamıştım dedim, ohh rahatladım dicektim ama kadın hatırlamıyor bile. Tabi hatırlamaz, yerin dibine giren bendim..
Bi de annemden babam yüzünden bi tokat yemiştim, onu da unutmam. Babam çay döktü, annem geldi bana bi tane çaktı. "ben dökmedügeemmm" diye aglaya aglaya koşturdum. Babam ben döktüm diyene kadar ben çoktan tokatı yemiş ve evin en ücra köşesine pısıp aglamaya başlamıştım bile. Gelip öptüydü babam, sonra da kolumdan tutup banyoya götürmüş, yüzümü yıkamıştı..
Var böyle baya bi aklıma kazınan olayda şuan gelmiyor aklıma.
Ya bi bayram konuşması yapcak, eski bayramları ancaktım, muhabbet nerelere döndü. İtiraf sayfası yapıverdim iki dakikada. Neyse, eskiyi istiyorum. Eski çocukluk bayramlarımı. Bayram geliyor diye heyecanlanışlarımı. Yeni kıyafet alıp onu giymeyi iple çekişimi, koşturup harçlık toplamayı falan.. Aile boyu oluşlarımızı.. O günlerimi istiyorum ben yaaahuuuu..

Özet

Şöyle bi özet geçeyim bari.. Kovboyla hastane hastane dolaştık, özel sigortası vardı hiç kullanmadıydı, bitiyor diye her yerini kontrol ettirdik falan, bolca da kavga ettik (sanki normal şartlarda farklı bi şey yapıyoruz ya) sonra denizliye gittik, ilk gün, bowling oynamaya çıkıp, kavga edip gitmeden eve geri döndük, sonra ertesi gün abisi saolsun gidebildik bowlinge, pulse, abisi, abisinin metresi ( kız arkadaşı almanyaya gitmiş, herif başkasıyla), kovboy ve ben.. Sonuncu olmadım, salak kız sonuncu oldu, çok mutlu oldum.. Hiç haz etmedim kızdan, sanırsam (heralde demem daha dogru olur) o da benden pek haz etmedi.. Sonra ertesi gün pamukkaleye gittik, giriş kişi başı 20tl diye ben bayramda gelelim diye ısrar ettim, girmedim, gerizekalı malını bilmiyon mu girsene, al göremedin yine, boku bokuna gidip döndün oralara.. Kovboy bey bi halt yapmadı yani, ona kalsa evden çıkmicaktık ama annesi abisi zoruyla azda olsa gezdik..

En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir demişler.. Bugün bayram neşe doluyor insan!

Bugün bayram. Kavga ile uyanmak güzel oluyor bayram sabahı.. Eskiden heyecanla uyanıp, harçlık almak için tüm kardeşlerim ve annemin önünde sıra bekleyip el öper, yeni kıyafetleri büyük heyecanla giyer, sonra da şeker toplamaya çıkardım arkadaşlarımla. Hep bana şeker verirlerdi, oysa ki ben biri belki para verir umuduyla o kapıları arşınlardım. Yanımdakilere para verseler de bana hep şeker kısmet olurdu, çünkü ben en küçüktüm.. Yani bi tek ailemden alabilirdim harçlık. O da çekirdek ailemden.. Şimdi evde şekerim bile yok. Koltuga gömülmüş, kovboyun "dın dın" gitar sesleri eşliginde sinirden bi yerleri parçalama istegimle lanet okuyorum. Sıkıldım her şeyden sanki.. Her boku mahvetmesinden, hep bi sorun çıkarmasından, saçma salak işlerinden ve memnuniyetsizliginden. Aptal hayatımdan sıkıldım daha dogrusu, ne işim var ulan benim izmirde.. Ailemin yanında olabilirdim şimdi.. Denizliden bile apar topar döndük, beyimize heyheyler geldi, dışarı gezmeye çıkmışız, yoldan dönüp izmire geldik, kadın saatlerce agladı, inadım inat, götüm iki kanat geldi bu izmire.. Anasına deger vermeyen, aglatan adamın beni mutlu etmesini bekliyorum bi de.. Evime dönmeliyim sanki. Sanki.. Off bilmiyorum. Kararsızlık en kötüsü. Şöyle bi bakıyorum, bana huzursuzluk dışı hiçbi halt verdigi yok.. Korkuyorum ama yine de.. Pes etmekten korkuyorum..

27 Ağustos 2011 Cumartesi

My name is Sophia

"My name is Earl" dizisini biliyorsunuzdur, "karma", "iyilik yap iyilik bul", hassiktir ordan, iyilik yap, kötülük bul bu dünyada. Ne kadar kötüysen o kadar yer ediniyorsun, ne kadar iyiysen de o kadar sıçıyorlar agzına. "Ters karma" bundan sonra hayatımda yer edinecek. Kötülük yapcam, kötü olcam, o vakit belki kıymetim bilinir. Ne kadar iyi olduysam o kadar şerlik gördüm ulan. Eski kötü sophia olmalıyım. O zaman daha çok deger görüyordum anasını satayım. Bi de insanların düşüncelerini o kadar takıyorum ki, sanki karşımdakiler sütten çıkma ak kaşık, bi ben pisligim. Skerim.. Kim ne bok düşünüyorsa düşünsün. Ben ne kadar çabalasamda zaten istedigini düşünüyor herkes. Beynini oyup oraya ben buyum lan, bunu düşüncen hakkımda diye yerleştiremem yaa.. Bom bok yine her şey, denizliye geldim güya eglenmeye, sikti attı yine tüm moralimi kovboy. Evet evet, kötü olcam. Çok kötü olcam hemde.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Bardak taşıyor

Bir buçuk yıldır sabırla bekledigim zaman geliyor sanırım. Bunun daha çabuk olacagının farkındaydım. Doldum ve taşma evresine geldim.. Yakın vakitte geri dönüşü olmayan o tiksinme ve bitme evresine ulaşacagım, buna eminim. Uyardıgım halde bunu yapıyor bu insanlar. Bitti mi biter bak dedigim halde o aptal aşık sophia yı delicesine harcayıp, öldürüyorlar. Birden geliyor benimkisi. Ani ve yıkıcı oluyor. Ve gelmesine ramak kaldı..

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Lezyonum, orta noktada buluşalım iki gün, lütfen.

Dün son doktor kontrolümden sonra iyiydim. İyi dedigim de, çeneme balyozla vurmuşlarda sızısı kalmış derece agrım vardı yani, iyiligim bundan ibaret. Uyumuşum yazdıktan sonra, gece 3 gibi uyandım, çok sızım yoktu maaşallah diyeyim. Şuana kadar da agrım çok şiddetli degildi, şimdi biraz artıyor. Bugün ve yarın iyi geçmek zorunda çünkü dişçi kapalı, pazartesiye kadar bi sorun çıkmamalı, nolur yani çıkmasın. Kendi çapımda evde ölmeye niyetim yok, tanrım lütfeniniz.. İlaçlarla doldu midem. Bi de sarımsak yutuyorum sürekli, iltihap kurutuyor diye kendi çapımda çabalıyorum işte..
Allahım ne kötü bi şey bu diş agrısı yaaa, düşmanıma vermesin vallahi. Öyle bi huysuz oldum ki bi de, hiçbi şeyi kaldıramıyorum. Ne şaka ne başka bi şey. Uzak dursun herkes istiyorum, canım acıyor ve karsıdakinin bunu algılamama durumu çıldırtıyor beni. Empati aleti icat edilsin, o an karşıdaki, aletle acı seviyemi anlık hissedip beni anlasın istiyorum. Gelmesin üstüme, üzülsün benim için, ne istersem yapsın, sussun, anlayışlı olsun, hatta köle falan olsun benim için acım geçene kadar, çok şey mi istiyorum !!
İlaç içtim şimdi, azal lütfen, bak gözünü sevdigimin lezyonu, bana iki gün müsade et, tatilde doktor, şu hafta sonunu beraber orta noktada geçirelim. Sen huzursuzluk çıkarmak istiyorsun, bende azcık huzur. Az sızıyla iki gün orta noktamızda devam edelim tamam mı, çapaanı yiyim, yap bi kıyak..

19 Ağustos 2011 Cuma

Lezyon mu, apse mi neysen çık artık dışarı!!

Son üç gündür ölüyorum agrıdan. Şuanda dişçideyim. Kol gibi fiyat çıkaracak bana ya hadi bakalım!

İlk gün, ögleden sonra bizim sinegin gittigi bi diş hastanesi var, oraya gittim, götüme baka baka geri döndüm tabi, sabah bitiyormuş sıralar..

İkinci gün, diş agrımın dayanılmaz olmasıyla beraber uykusuz geçen bi gecenin sonunda, akıllanmış aklımla sabahın ilk saatlerinde hastanenin yolunu tuttum. Bekledim bekledim bekledim, sıra geldi, kayıt yaptırdım, çıktım doktorun oraya. Bekledim bekledim bekledim, sıra geldi girdim doktorun yanına, baktı etti, "röntgen" dedi, gittim sıra aldım. Bekledim bekledim bekledim, sıra geldi çektirdim, çıktım geri doktorun yanına. Bekledim bekledim bekledim, sıra geldi girdim, ohuwww bu ne apse görüyorum kocaman, "büyük röntgen" dedi, gittim sıra aldım. Bekledim bekledim bekledim, çektirdim ve yine bekledim bekledim bekledim de doktora sıram geldi. Büyük heyecanla bu sefer evet, bu sefer kurtulcam derken, çok ciddi bi durum bu, seni başka doktora yönlendirmem lazım dedi, o ne derse onu yapcakmışız.. Tabi benim gözlerim yuvasından çıkmış artık, can acısından kıvranıyorum, aglıyorum falan arada, resmen ölüyorum ve sesimi duyan yok, ordan oraya yollayıp duruyorlar!! Neyse, gittim yolladıgı doktorun oraya, bekledim bekledim bekledim, karı baktı etti, azarladı beni bu saate kadar aklın nerdeydi diye, çok ilerlemiş falan filan, ulan iki gündür agrıyor, agrımadan ben ne bileyim lezyon mu ne zıkkımdır onun olacagını, dişle ilgili bildigim tek şey, uyuşmayan dişime vurdukları 4-5 tane igne!! Odak noktam ordan öteye gidemiyor benim. Neyse koca bi lezyon varmış, bu hastanede halledilecek bi durum degil dedi, herkes yapamazmış, hatta yapılmayabilirmiş ama denemekte fayda varmış, kendi boş degilmiş eylüle kadar sevk tek çözüm dedi, bi de doktor tavsiye etti. Gittim geri diger doktora, tabi küfrediyom halen, ulan sabahtan beri tek yaptıgım kıvranarak ordan oraya koşturmak. Ölüyo olsam kimsenin ipinde degil anasını satayım.. Neyse saat 3gibi çıktım ben hastaneden, aradım verdigi numarayı, açmıyor! Sokak ortasına oturup aglamayı düşündüm. Agrım var, dayanamıyorum, hastaneye gittim ama bi bok yapmadılar, gitmem gereken doktora ulaşamıyorum! Şuraya yatayım da ezsin bi araba kurtulayım diye düşünmedim degil yani.. Peçete satan kir pas içinde bi teyzenin önünden geçerken "niye aaaglııyoonnn qııızzz" diyince, sorduguna soracagına pişman ettim kadını, oturuverdim yanına, dişim de dişim diye anlattım, derken aradı doktor, hemen gel boşum dedi, koşturdum, oydu etti, igneler soktu, serumlar, temizlik falan derken bi oh çektim, ama o ohum bana fazla fazla geri dönecekti haberim yoktu bundan.. Akşam oldu sızlamalar başladı, yavaş yavaş arttı, dayanılabilir seviyedeyken, yattım, 10dkk falan uyumadan bi sızıyla uyandım, ama nasıl bi agrı anlatamam. Suratımın sag tarafı tamamen agrıyor. Dilim, bogazım, sagdaki tüm diş ve diş etlerim, çenem. Ölüyom ben diye uyandırdım kovboyu. Kavga da etmiştik yatmadan önce, kovduydum yataktan, sike sike ben gitmiş oldum. Kalktı eczane falan aradı ilaç aldı, rakı almış bide basayım diye, daha kötü oldu mu benim diş, allaaahhh duvarları tırmalıyom artık, o kadar agrım var. Derken içtigim binbeşyüzdoksanıncı agrı kesicinin etkisiyle hafiften agrım azaldı, yattım hemen yine 10dkk daldım dalmadım, allaaaahhh eskisinden de beter bi zonklamayla zıpladım yerimden,

oldu üçüncü gün, nasıl aglıyom ama, bögüre bögüre.. Koştum gittim dişçiye, saat yedi, kimse yokkk! Binbir dua ede ede bekledim bekledim yok, saat on oldu, yookkkk! Ne gelen var ne giden. Köşeye sızmışım tam, biri dürttü, sekreter kadın, beni bekliyorsun sanırsam dedi, zar zor, hı hı diyebildim. Algılarım da dahil olmak üzere her şeyimi yitirmişim, ölmeme ramak falan kalmış artık agrıdan. Aradı doktoru geldi, açtı oydu, ayna falan verdi, cerahata bak dolmuş, dedi, igrenç beyaz iltihapları göstererek. Kendimden tiksindim vallahi..

Dememle çagırdılar, oyuldum yine, eve geldim, şimdi devam edeyim..

Eve yolladı beni işte üç gibi ara beni, ona göre geri çagırcam seni dedi. Geldim hemen yattım, yattıgım gibi sızmışım. Telefonla uyandım, abim naptın diye aramış, bi baktım saat üç! Aradım, yok agrı henüz dedim, iyi dedi 6ya kadar burdayım bi şey olursa ara.. Saat 4buçuk gibi agrı artmaya başlayınca aradım, gittim, yine açtı dolmuş yine, temizledi, ebesini mikeyim, bu sürekli dolup boşalcak mı ulan! Ben rahatladım dicem, geri sızlamaya başlicak.. Offö hala agrıyor ama umrum diil. O diger agrıların yanında bu agrı cennette söylenen ninni gibi geliyor inan..

17 Ağustos 2011 Çarşamba

uçtu uçak, kuş gibi, lara laaa laaa

 uzun süre yazamadım üzgünüm.. fakirligin gözü kör olsun işte, kontör bitince giremedim, internet kafelerden de oldum olası haz etmem...
 İzmir'e geldim. gelişim pek bi problemliydi.. Şimdi ben normal şartlar altında asansöre bile binemeyen, luna parka gidip sadece seyreden insan, uçak bileti almaya kalkınca elbet problem yaşanması normal.. bileti almamla beraber tutuşmaya başlamıştım zaten. bi  ay var ben vasiyetimi falan yazmayı planlıyorum o derece tırsıyorum. a mal o kadar korkuyorsun da ne demeye uçak bileti alıyorsun diyeceksin ama bi dur deme, dinle bi.. şimdi benim memleketle izmir arası 15 saat sürdügünden ötürü o yol bi işkencedir asırlardır bana.. lakin her otobüse binme girişimimde uçakla gidicem bu sefeeerrr yeaaa diyip son güne bırakıp tabi ki de uygun fiyata bilet bulamayıp sike sike otobüsle gidiyordum. yani asıl amaç uçaga binmek degil de söylenmek benimki.. bi de bizim oraya giden otobüsleri görmelisiniz, evlere şenlik.. tipler insana benzemiyor zaten orasını geçtim, çocuk vızırtıları mı dersin, eşek ölüsü kokuları mı dersin artık ne dersin ona sen karar ver ama izmir kordonundaki "Amerikan güzeli" ablalarımın hepsi toplaşmış cinsten bi otobüs seferi oluyor her seferinde. ve ben her seferinde bol küfürle o yolu uyuyamadan, gebere gebere tamamlıyorum. bi de son zamanlarda moda oldu bende, hem sistitim tutuyor, hem isal oluyorum. düşünsene bi, 15 saat yooll ve ben isalim!!!! ve bi de çok şanslıyımdır, ya yanıma kara böcük şişko leş kokulu bi bayan oturur, ya iki koltuga sıgmayan buldozer gibi teyzemler denk gelir, ya çocuklu kadınlar gelir, falan filan.. o yol bana işkence olur yani. şöyle dal gibi yurdum insanı, üniversiteli, görgülü, hanımhanım kızlara hiç denk gelmedim niyeyse.. biri geldi bi keresinde yol boyu agladı, yigenini öldüreceklermiş. bakire çıkmamış kız, aşiretmiş ailesi falan filan.. hay a.q sizin gibi insanların. namusunuza sokayım!
 her neyse konuyu çok saptırdım ne diyecegimi unuttum, ha işte asıl amaç uçaga binmek degilde şikayet etmek, nazlanmak falan benimkisi.. kendi kendimi avutma seansları "bu sefer uçakla gidiceeeem"ler. yine aynı zamanlardan biriydi, ben kendi kendime dövünüp, söylenip, uçak uçak derken bi baktım hooopp aplam uçak biletimi alıvermiş.. anam iptal da edilmiyor ki!! gel zaman git zaman kendime dualar falan okuya okuya geldi çattı benim gitme vaktim. ikinci kata bile asansörle çıkarken fenalıklar basan ben yani.. bi kere es kaza tren midir ne zıkkımdır o luna parktaki, ona binme gibi bi hata yaptım, savunmasız yakalandım, kara cahildim, bilmiyordum nasıl bir şey oldugunu, bi bindim allah inene kadar bilmedigim duaları bile ezber edip okudum yani o derece gidiyordum kalpten.
 dünyayı ayaga kaldırmadım desem yalan olur, kaldırdım çünkü. ablalarım, abilerim, annem falan seferber oldular bana sakinleştirici ilaç falan temin ettiler. ben bunla yetinmeyip bi de eczaneye gidip, pasiflora mıdır ne zıkkımdır, öyle bi şurup aldım. diazemiydi, şurubuydu derken ben daha binmeden bi şişe şurubu bitirdim korkudan. aman kemal sunal gibi olmayayım, diye diye mal ettim kendimi binemeden. neyse bekleme salonundayım, derin derin nefes alıyorum (anasını satayım o kadar ilaç içmişim, gözümü açamıyorum, bildigin mal olmuşum halen tırsmam geçmemiş), zaman geldi çattııı. çıktım gidiyorum uçaga dogru ama bildigim duaların hepsini de yanımda götürüyorum. o nasıl bi şeydir öyle yanından geçerken kanadı kafama düşer mi lan bunun, düşse acaba nolurum, dur ben şurdan uzaktan yanaşayım merdivene falan bunların hesabını yapıyorum.derken bindim, küfrü bastım tabi. sürtük karı bana cam kenarını vermiş, o kadar da dedim ha, ilk biniyom az korkacagım yeri ver diye. kapadım camı yasladım kafayı koltuga allaamm bi saat sonrası olsun nooolur inim şundan hadi yap bana bi kıyak falan diye pazarlık yapıyorum içimden. öyle bi anlattılar ki ilk kalkarken korkarsın bi tek, çok sarsılıyor, zart zur diye, bende yapıştım koltuga ayaklarımla kollarımla falan kene gibi sabitlemeye çalışıyorum kendimi. kalktı uçak, enee dedim bu muydu o sarsıntı yani!!
 şeytan dürtüyo tabi "azcık aç şu pencereyi hadi hadi, hadi kız" "bi siggit lan şeytan züppesi" derken o kazandı, hafif araladım, sonra bi baktım ben cama yapışmışım aşagıyı inceliyorum. "nerdeyiz biz, hmm şurası şu olabilir bak şurda acık çıkıntı var, lan nere bura, hay harita bilgini mikeyim sophia senin" diye cama burnumu dayamış aşagıyı görmeye çalışıyom. öf bu kemer de çok engel oluyor, belim agrıdı lan, çıkarsam mı ki!!! inmesin uçak dolanalım biz, 15 saat sürsün hadi buda, zaten ilerlemiyor bak saatlerdir o çıkıntıyı bi geçemedik, hadi be hacı, inme lan, arabalar görünmeye başladı, alçalıyoruz, hayırrrrr yüksel lan diye bögürecektim utanmasam.
 buu yolculuk ayın 9unda gerçekleşmişti. gelelim sonrasına... neyse şimdi yazamicam, yazarım bilaare bilaaderr..

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kuduruyorum yemin ederimmm!

Lise zamanlarıma dönüyoruz yine. O zamanlar böyle kendini begenmiş, burnu kaf dagında falanım, herkes peşimde ben kimseyi sevemiyorum falan.. Kendimi dünya güzeli, kainat kraliçasi falan sanıyorum o biçim kaldırmışlar götümü (sonrasında indi, merak etmeyin). İşte günlerden bir gün, maki ve ben bizim memlekette bi alışveriş magazasının en üst katında teraslı oturma mekanları var orda oturmuşuz. Neyse kalktık biz, bi grup erkek vardı, peşimizden içlerinden en çirkini kalktı geldi, "pardon, arkadaşım sizinle tanışmak istiyor mahsuru yoksa" dedi, ben öyle tanışma tekliflerini kabul edecek bi insan degilim, dünya güzeliyim, sıradan insanlarla işim olmaz, "haaayıırrr" demiştim ki bi baktım, bizim maki yolu yarılamış, hatta çocukla tanışmış, kagıda benim numaramı yazmış vermiş bile.. Neyse, benle ilgileniyor çocuk ama ben yüzüne bakmıyorum, hep böyle olmuştur zaten, çocuklar benle ilgilenir, ben iplemem, maki kanka olur çocuklarla, o konuşur, o ilgilenir.. Çocugu anlatayım, içlerinde en yakışıklı olan oydu, karşımda duramıyor, konuşamıyordu heyecandan, bildigin kekeliyordu, hep kekeledi zaten ondan sonra da, "kekeme" olsun adı.. Çok bi duramadım o kadar sıkıldım ki, hadi gidelim dedim makiye ve gittik, giderken de çocuk numarasını yazdı verdi bana.. Bi kaç gün sonra canımız sıkılıyordu aradık biz bunu makiyle, sonra aldım başıma belayı, çocuk takıntı yaptı beni, zar zor kurtuldum, evimin önüne gelip kapımda mı beklemedi, ne gelirse aklına, sonunda kurtuldum, aradan iki yıl falan geçti, artık hayatımda camış var, onunla da yaklaşık 2. yılımızdayız, bana bi mesaj geldi, "allah senin belanı versin, hani sen kimseyi sevemezdin, hani kimse olmayacaktı hayatında" ben bu çocuktan en son şu konuşmayı yaparak kurtulmuştum, "sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda degil, sevemiyorum kimseyi, sorun sende degil, bende. Ben aşka inanmıyorum, aşık olabilecegimi sanmıyorum, hayatıma da kimseyi sokacagımı sanmıyorum".. Tabi bu mesaj geldiginde aklımın ucundan geçmiyordu kekemenin olacagı.. Camışa gösterdim mesajı böyle bi mesaj geldi bana diye, neyse aradık ettik bu çıktı, görüşcez diye tutturdu bunlar, ne haliniz varsa görün dedim, görüştüler, kanka falan olmuşlar bunlar, birbirlerinden iyi çocuk falan diye bahsediyorlar, camış geldi, iyi çocukmuş dedi, kekemeden mesaj geldi, iyi çocukmuş dua etsin, tüm şehiri toplamıştım, sen beni tanımıyorsun, öldürcektik onu, iyi biri diye vazgeçtim falan fıstık, noluyoz yaa dedim, bana mı komplo kuruyonuz ortaklaşa, napıyonuz siz.. Derken kapandı konu, yıllar yıllar geçti.. Tanıştıgımızda 2002 idi, 2004 gibi bu mevzu oldu, sene oldu sanırsam 2008, facebook çıktı, bu kekeme aklıma geldi, neydi neydi diyerek soyadını hatırladım, ilginç bi soyadı vardı ondan aklımda kalmış, aradım bi baktım var, anaa diyerek mesaj atma hatasında bulundum. Uyuyan devi uyandırmış oldum. Allaaahh, bi saydırdı bana, senin yüzünden sınavı kazanamadım, senin yüzünden şehrimi degiştirdim, sigaraya başladım, bık bık bi ton şey saydı, hakkım helal degil, şöyle çek, böyle ol.. Aradan kaç yıl geçmiş adam nefret kusuyor hala bana. De git dedim, nasıl bi kindir bu! Ama içime de dert oldu, ben ah almaya inanırım, halbuki bişi de yapmadım buna, çocuktum o zamanlar ama oturdu yine de içime, neyse zaman geçti aradan, ben buna bi mesaj daha attım, nefret ediyorsun benden biliyorum ama ben aha inanırım, çocuktuk o zamanlar, işlerim yolunda gitmiyor, benim hakkım helal sana, sen istersen etme ama son kez şansımı denemek istedim, diyerek döşedim. Hakkım helaldir diye mesaj geldi ve ardından refaha kavuştum, camışı terkederek.. Hayatımdaki kara leke, illet, sülük, kan emici bataklıktan kurtuldum.neyse aradan bi süre daha geçti, bu bana mesaj attı askere gidiyormuş, gidip dönememek var diyerek, helaldir hakkım dedim, bu arada kız arkadaşı vardı tee ilk buldugumda, kız aynı benn, aynı saçlar falan.. Neyse, askerden döndü, yine seni görücem, gelicem demeye falan başladı, aldık başa belaa yine diye korktum falan ama sonra ilgilenmeyince düştü geri yakamdan. Niye bunu anlattım, tabi ki nedeni var, bugün ögrendigim bi haberi söylemek içindi bunca tantana.. Evlenmiş lan, evlenmiş o kızla.. O kekeme bile evlendi, ben hala çekirdek çitleye çitleye elalemin evliliklerini, çocuk dogurmalarını seyredeyim..

"Bir çift göz" gördüm sanki..

Şu gözlerime uyuz oluyorum artık. Göz göz göz, sadece gözden ibaretim gibi davranıyorlar, kıskanıyorum vallaa.. Oyup çıkarıvercem, alın lann, alın gözden başka yerlerim de var benim, bak onlarda güzel, bak dudaklarıma, kendinden çerçeveli, bak burnum da var benim, hani acık yamuk ama öyle patlican gibi degil, idare eder o da, bakk, portakallarıma, küçükler ama idare edeceksin, avuç doldurur, hem bak simetrik bi yüzüm var, farkettin mi, az gözlerimden kaçırırsan o gözlerini, bunları da farkedebileceksin, diye bögüresim var. Bi çift göz olarak yürüyorum sanki, gözlerin, gözlerin, gözlerin.. "aa gözlerin ne renkk??", Yok bunun rengi işte! Sarı gibi, ela gibi, yeşi gibi ama hiçbiri degil. Ne görüyorsan o, fazlası mevcut degil..
Bi de tabi göz altı morluklarım var ondan sonra dikkati çeken, "ne kullanıyorsun, hadi hadi yeme beni söyle, bu kadar çekme kızım!" Ulan mallar, çekiyor olsam niye sizden saklayayım. Hepiniz zaten ipsiz sapsız insanlarsınız, herbiriniz herboku denemiş adamlar, karılarsınız, ben ne diye saklayayım sizden bunu! Küçüklügümden kalma, genetik, var yani bunlar kendimi bildim bileli, ana karnında mı uyuşturucu kullanmaya başladım anasını satayım. Resim taşıyordum ya artık bu sebepten. Küçüklük resmimi gösteriyordum bu saçmalıkları söyleyenlere. Çok araştırıldı lakin bulunamadı sebebi. Bi rivayete göre bebekligimde çok kilolu olup birden zayıfladıgımdan kaynaklandıgı söyleniyor. 9 aylıkken, 19 kilo, 9 yaşında 20 kilo imişim. Meaşallah anamın sütü o kadar verimliymiş ki, küçük bi fil yaratmış benden. Sütten kesincede, havası sönmüş balon gibi büzüşüvermişim.. Burdan sesleniyorum yetkililere, göz ve gözaltı morluklarım dışında da ilgi çekmek istiyorum, gereginin yapılmasını bilgilerinize arz ederim, imza: sophie.

2 Ağustos 2011 Salı

Küçük iskender

 arabadaydık.


-”tabiatın güzelliğine bak!” dedim.


-”ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum!” dedi.


Küçük iskendersiz olmaz elbette.. Araya serpiştirmek lazım gelir. Burası benim alanım olsa da ona da yer vermek boynumun borcu..

Eziksin eziğim ezikler..

Benim sinegin bi arkadaşı var, böyle gözlerini kırpıştıra kırpıştıra konuşan bi kız, hareketlerinde bi sorunluluk, bi bozukluk, nasıl desem bi embesilik olan bi kız işte. İlk gördügümde psikolojik sorunları oldugunu, hatta ezik tipler olur ya böyle okulda falan, sürekli konuşmaya çalışırda saçmalar, kimse iplemez bu ilgi çekmeye çabalar, saçma salak gülümser, işte o tip bi şey olarak ilk izlenim yaratmıştı bende.. Neyse işte bu kızla benim fazla bi muhabbetim olmadı, tanımıyorum kendisini, bizim sinek bununla dışarılara falan çıkmaya başlamış, az önce konuştuk, şişmiş kızın muhabbetinden, bi çırpıda döküverdi içini zavallım bana.. Bu kızın adı "ezik" olsun. Neyse işte benim bu şekilde tabir ettigim zavallı kızcagız gerçekten de düşündügüm gibi kompleksli biri çıktı, hep derim insanları iyi tanıyorum diye de inandıramam kimseye.. Böyle kendini öven tipler vardır ya, sokakta yürürken yanlışlıkla gözucuyla bakmış insanları bile kendilerine hasta zanneder, o bana baktı, bu bana hasta, şu gözleriyle yedi beni, ay tüm dünya beni seyrediyor, ayy alt sokakta camdan aşagı düşmüş biri kesin peşimden koşmaya çalışırken düşmüştür, ay herkes niye bana bakıyor yeaaa, tiplerii.. İfrit olurum o tiplere, işte bu da onlardanmış megersem.. Hani güzel olsa içim yanmayacak, öyle bokum gibi degil ama, ben erkek olsam almam yanii.. İşte dershanede, lisede, üniversitede, her yerde herkes buna hastaymış, bayılıyormuş, hatta beyazıt öztürk gelmiş bunların okuluna, o bile hasta kalmış (bunu dediginde götümle gülmeyi bile layık görmedim yani o derece komik bi kız arkadaşmış kendisi). Bi gün bizim sinegin iş yerine gelmiş böyle yorgun, ölü gibi.. Orda çalışan liseli bi çocukta bu ezik için, o abla neydi yaa öyle, ölü gibi diyince aradan bi kaç gün geçmeden süslenip püslenip geri gelmiş, lan o kadar güzelsin, kendine bu kadar güveniyorsun, bu yaptıgın mallık nedir yahu! Liseli çocuk! Yorgun demiş! Kime ne kanıtlıyorsun! Maymuna da o kadar boya sürsem o da bi şeye benzer, ki sen o kadar boyanmanla da bi boka benzemiyorsun, bizim sinegin sümügü olamazsın a.q! Havan kime senin.. İçimi şişirdi benimde yaaa.. Nefret ederim o tip insanlardan. Güzelsen, güzel oldugunu bilirsin, dilendirmessin arkadaş. Zaten gören görüp biliyordur, bunu bilirsin. Eziksen de bunu bu kadar belli etme, şişirme insanları, di mi ama..

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Kpss

Günlerdir mis gibi yatıyorum kalkıyorum, tatil falan derken ohh hayat bana güzel lan modunda gereksiz bi ton ıvır zıvırla dolduruyorum hayatımı. Da az önce kafama bir şey düştü ve birden dankkkkk sesi yükseldi. Lan ben bu sene ilk dönem mezun olucam, kpss denen bi hadise var, ulan gerzekk ne zaman başlican çalışmaya diyerekten ataga geçtim. Bizim evde yıllanmış bi kpss kitabı vardı, aradım buldum onu ve başladım. Hala çatır çatır çözüyorum lan matematigi, meaşallah, götümü kaşıyayım da nazar degmesin. Formülleri bile unutmamışım. Lise 2 de bi tane hocam vardı çok severdim, dershane hocasıydı, o saolsun, halaaa onun formülleri geliyor aklıma da çözüyorum.haydi bakalım, bi gaz başladım, uzun sürmez bendeki bu gaz biliyorum ama ne çalışırsam o kar.. Rastgele..

Ayarsız lise arkadaşlarım var yeaaa benim!

"Maki" ile görüştüm bugün, maki liseden arkadaşım, bildigin yarım dünya olmuş o da.. Boyu minnacık ama kilosu 60 olmuş. Boşanda semerini ye artık hayvan, babaanneme dönmüşün dedim. Saçlarını da uzatmış, kısa yakışıyor ona ama anlamıyor. Bi de boyamış, yamalı eşek gibi olmuş, dibi farklı, ucu farklı.. Ne günler yaşadık zamanında bee, az katmadık ortalıgı birbirine. Bi de üçüncümüz vardı, "trip", off off anlat anlat bitmez hikayeler.. Bi keresinde camıştan ayrılmışım (ne yapmıştı hatırlamıyorum, iki güne bi ayrılırdık zaten), neyse geri barıştık ama makinin haberi yok daha, camışın yanındayım ben bi mesaj geldi telefonuma, tabi camış atladı hemen okuyor, uzattım kafayı bende okumaya çalışıyordum ki mesajın başını görünce beynimden aşagı bi kaynar su döküldü, devamını görünce gözlerim kararmaya başladı, sonunda da bilincimi yitirdim zaten. Makiden şahane bir mesaj"camış öküzüne dönmek gibi bi hata yapmadın degil mi?, xxxxx senin numaranı istiyor çok begenmiş seni, haa yyyy ile görüşecektin bugün, naptın görüştün mü?" ne kadar foyam varsa tek mesaja sıgdırıp sundu camışa, tabi kıyamet koptu sonrasında.. Ayarsız ya bu kız!
Aynı şekilde trip'inde var böyle vukaatları, okuldayız hava soguk, sigara içtigimiz mekana pısmışız soguktan korunmak için, hoca geliyor mekana kontrole, nasıl olsa sigara içmiyoruz diye iplemiyoruz ama, gelir üstümüzü arar gider.. Neyse geldi hoca, napıyorsunuz burda falan filan derken aradı üstümüzü bi halt bulamadı tam gidiyor, benim süper zeka arkadaşım trip, o yavşak agzına takındıgı şapşal gülümsebesiyle beraber "hooceeeaaamm, siz yanlış yere bakıyoooosunuuuzz kiiiiee, biz onuu gravatımıza saklıyoozzz" o an trip'e öyle bi bakış atmışım ki, gözlerimden çıkan ışınlarla kör oldu kız, beynini çıkarıp duvara sürtmek istedim, dilini kopartıp, dişlerini sökmek istedim. Ulan maaall, söylenir mi bu! O an üstümüzde yoksa bile, olacak! Ne güzel saklıyoruz oraya, bulamıyorlar, yavşak agızlı ne demeye söylüyon! Amaç ne yani! Yaaa öyle mi, dedi hoca ve geri döndü, tripe baktı yok, makiye baktı yok, sıra bana geldi, sıvazladı gravatı, aa ne varmış burdaa, diye çıkardı benim sigarayı, bi güzel kırdı ve gel bakalım benle dedi.. Ben başladım tabi, "hocam noooluurrr daaa bi hafta önce geldi annem yine sigaradan dolayı, yapmayın etmeyin, çapaaanızı yiyim" falan filan derken iyi dedi, allahtan beni seven bi hocaydı karı, geometrim iyi diye beni sever, tripden nefret ederdi.. "İyi götürmeyecegim disipline, nasıl olsa siz birazdan birbirinizi yiyeceksiniz ders olur size.." tabi ki de hocanın tezi dogruydu, agzına sıçtım tripin.

Güvensizim

Şunu iyi biliyorum ki güven denen şey çok önemli. Şüphe insanın içini kemiren lanet bir duygu. Bir kerelik yapılan bi hata bile karşıdakinin tüm güvenini sömürüp alabiliyor. İçim içimi yiyor artık, kovboy ne kadar iyi konuşsa da benimle içim almıyor, içim rahat etmiyor, hep bi burukluk, hep tatminsizlik.. Ben ona çok güveniyordum yaa. İçim rahattı, o yapmazdı, yapmasaydı keşke. Bebegim demesinden, seni özledim demesine kadar her söyledigi, mutluluk vermek yerine acı veriyor bana.. Belki taze oldugundan böyle, belki geçecek, belki bi daha yapmadıgını görünce düzelecek her şey.. Peki bi daha yapmayacagının garantisi var mı??.. Sokayım ben bu düzenin içine, hepimiz pisligiz, bütün insanlar igrenç, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor, herkes birilerini kandırma peşinde!..